Yeni Ay’dan Navarātri’ye: Ataları Anmak ve Yaratıcı Gücü Hatırlamak
9–10 Ekim Yeni Ayı
Bu Yeni Ay’ı özel kılan pek çok şey var.
İlki, Pitṛ Pakṣa’nın, yani vefat etmiş aile büyüklerini ve ataları anmak, onlar için ritüeller gerçekleştirmek ve dāna (hayır ve bağış) yapmak üzere ayrılan yaklaşık 16 günlük dönemin son gününe denk gelmesi.

9 Ekim akşamından 10 Ekim akşamına uzanan bu Yeni Ay döneminde, biyolojik ve ruhani atalarınızı, geldiğiniz kökleri ve sizi bugün olduğunuz kişiye dönüştüren geçmişi hatırlamak için zaman ayırabilirsiniz. Atalarınız için dua etmek, hayır yapmak, onların hikâyelerini hatırlamak, ihtiyacı olan insanları ve hayvanları beslemek ruhunuza iyi gelebilir.
Her Yeni Ay, yani Amāvasyā, bu tür anma ve adanma pratikleri için geleneksel olarak anlamlı bir zamandır. Ancak Pitṛ Pakṣa’nın son gününe denk gelen bu Amāvasyā, farklı tarihlerde vefat etmiş ataların birlikte anılabildiği özel bir gün olarak kabul edilir.
Kendi kültürümüzün geleneklerinden de ilham alabiliriz: Mezar ziyaretleri yapmak, vefat eden sevdiklerimiz adına çiçek veya ağaç dikmek, helva kavurup dağıtmak, ihtiyaç sahiplerine yemek vermek… Bunların her biri, geçmişle bağımızı hatırlamanın ve minnettarlığımızı eyleme dönüştürmenin bir yolu olabilir.
Hasta Nakṣatra: Ellerimizle yaratmak, farkındalığımızı eyleme dönüştürmek

Bu Yeni Ay, Hasta Nakṣatra’da gerçekleşiyor. Sanskritçede hasta el anlamına gelir ve bu nakṣatra, ellerle ve ellerimizin yapıp ortaya koyabildikleriyle ilişkilendirilir. Sembolü de bir eldir.
Bu nedenle ellerimizle gerçekleştireceğimiz iyi eylemlerin anlamı bu dönemde daha da belirginleşiyor. Yazı yazmak, resim yapmak, müzikle uğraşmak, toprağa dokunmak, yemek hazırlamak, bir şeyler üretmek… Bazen tutunmamız gereken bir şeye daha sağlam sarılmak, bazen de artık bırakmamız gerekeni bırakmak.
Bütün bunlar, zihinsel ve manevi farkındalığımızı artırabilir; dikkatimizi keskinleştirip içsel bir berraklık kazanmamıza yardımcı olabilir.
Hasta Nakṣatra, gün doğumunu andıran bir niteliğe sahiptir: Gecenin karanlığından sonra beliren ilk ışık, bizi uyandırır ve yeni güne hazırlar. Artık çevremizi görebilmek için başka bir ışık kaynağına ihtiyaç duymayız. Bu sembolizm, gözlemleyebilme, olanı olduğu gibi görebilme ve kolayca yanıltılamayacağımız bir bilince ulaşma kapasitemizi hatırlatır.
Bu farkındalık, yeteneklerimizi ve zekâmızı daha berrak biçimde ortaya koymamıza yardımcı olabilir. Hasta’nın ellerle olan bağlantısı ise içsel olarak gördüğümüzü eyleme dönüştürme gücünü temsil eder.
Ellerimizle bir şey üretirken zamanın akışını unutabiliriz. Yemek yaparken, toprağı işlerken, yazarken veya bir müzik aleti çalarken zihnimiz sakinleşebilir; dikkatimiz yaptığımız işe yönelir. Böylece gündelik bir eylem bile meditatif bir niteliğe bürünebilir.
Bu Yeni Ay’da kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
Hangi yeteneğimi daha fazla kullanabilirim? Hangi eylem beni kendime yaklaştırır? Neye tutunmalı, neyi artık bırakmalıyım?
Navarātri: Feminen yaratıcı gücü hatırlamak

Bu Yeni Ay’ı özel kılan bir diğer unsur, Ay’ın yeniden büyümeye başlamasıyla birlikte
Navarātri döngüsünün başlamasıdır.
Navarātri, Sanskritçede nava (dokuz) ve rātri (gece) sözcüklerinden oluşur; dokuz gece anlamına gelir. İlahi dişil gücün, yani Śakti’nin farklı tezahürlerinin onurlandırıldığı bu dönemde, geleneksel olarak özel ritüeller gerçekleştirilir, mantralar okunur ve yaşam alanları ile bedenin arınmasına önem verilir.
Navarātri, dişil gücün yalnızca şefkatli ve besleyici yönünü değil, aynı zamanda koruyan, mücadele eden, sınır koyan ve dönüşümü mümkün kılan yönlerini de hatırlatır. Bu dokuz gecenin her biri, ilahi dişil gücün farklı bir niteliğiyle ilişkilendirilir.
Bu yılki gökyüzü yerleşimleri de benim yorumumda bu Navarātri dönemine ayrı bir anlam katıyor.
Venüs’ün kendi burcunda geri hareket ediyor olması ve sabah yıldızı olarak yeniden görünür hâle gelene kadar bir süre gökyüzünde görünmeyecek olması, Merkür’ün Venüs’e eşlik etmesi, Jüpiter’in Yengeç burcunun son derecelerinde Aslan burcuna geçişine hazırlanması ve Satürn’ün geri hareket ederken bulunduğu nakṣatranın teslimiyet ve yeniden doğuş temalarıyla ilişkilendirilmesi, önümüzdeki yaklaşık on günlük dönemi bir yeniden doğuş hikâyesi olarak okumamıza imkân veriyor.
Bazen yeniden doğmak için önce durmak, içimize dönmek ve artık bize hizmet etmeyen şeyleri bırakmak gerekir. Bazen de uzun zamandır görmezden geldiğimiz bir yeteneğimizi, arzumuzu veya içsel gücümüzü yeniden hatırlamamız yeterlidir.
Bu Navarātri’yi böyle bir dönüşüm için değerlendirebiliriz.
Önümüzdeki on gün için kendinize bir alan yaratın

Bu döngüde evinizde veya kendinizi iyi hissettiğiniz başka bir yerde temiz, sakin ve size ait bir alan oluşturun.
Her gün veya akşam burada bir mum ya da ghee lambası yakabilirsiniz. Dilerseniz tütsü kullanabilir, taze çiçekler koyabilir ve birkaç dakikanızı sessizce oturmaya ayırabilirsiniz. Güzel, temiz kıyafetler giymek, bedeninize özen göstermek ve beslenmenize dikkat etmek de bu dönemin niyetini günlük yaşamınıza taşımanın yollarıdır.
Kendi dişil yanınızın ihtiyaçlarını dinleyin. Bu, kendinize dinlenmek için izin vermek, yaratıcı bir işle uğraşmak, güzellikle çevrelenmek, bedeninizi hareket ettirmek veya uzun zamandır ertelediğiniz bir şeye başlamak olabilir.
Bildiğiniz duaları ve mantraları okuyabilir; düzenli bir pratiğiniz varsa, gelenek ve öğretmeninizin önerileri doğrultusunda pratiğinize daha fazla zaman ayırabilirsiniz.
Yeni Ay günü ve onu takip eden yaklaşık on günlük döngüde, koşullarınız elveriyorsa şu
pratikleri deneyebilirsiniz:
Sabah gün doğumunda uyanmak ve duş almak.
Güne kısa bir meditasyonla başlamak; özellikle hayatınızda şükretmeniz gereken şeyleri hatırlamak.
Bu hayatta var olmanızı, yeteneklerinizi ve sahip olduğunuz imkânları mümkün kılan insanları ve koşulları anmak; minnettarlığınızı ifade etmek.
İhtiyaç sahiplerine veya hayvanlara yönelik hayır ve bağışlarda bulunmak.
Kendinize ve bakımınızdan sorumlu olduğunuz kişilere özen göstermek.
Kendinize ve başkalarına karşı daha şefkatli davranmak.
Yatmadan önce gününüzü, duygularınızı ve fark ettiğiniz şeyleri yazmak.
Sevdiğiniz işlere, hobilerinize ve yeteneklerinize daha fazla zaman ayırmak.
Bunların hepsini yapmak zorunda değilsiniz. Size anlamlı gelen bir veya iki pratiği seçerek basit ama besleyici bir ritüel oluşturabilirsiniz. Önemli olan, bunu bir görev listesine dönüştürmek değil, kendinizle daha bilinçli bir ilişki kurmak.
Durgā’ya adanmak ve kutsal bir alan oluşturmak
Bu geleneklere aşina olanlar için Navarātri, Durgā (savaşçı feminen güç) dualarını ve mantralarını okumak, mevcut ritüellerine daha fazla zaman ayırmak ve Śakti ile ilişkilerini derinleştirmek için kıymetli bir dönemdir.
Bir altarınız varsa, onu temizleyerek bu yeni döngüye hazırlanabilirsiniz. Henüz bir altarınız yoksa, kendinize küçük ve sade bir kutsal alan oluşturabilirsiniz.
Beş elementi temsil eden nesnelerle bu alanı düzenleyebilirsiniz:
Toprak: Tütsü, aromatik yağlar, küçük bir taş veya doğal bir nesne.
Su: Bir bardak temiz su.
Ateş: Bir mum veya ghee lambası.
Hava: Bir ses çanağı veya kendi sesiniz
Boşluk (Ākāśa): Çiçekler
Bunları ekleyerek bu alanı kendinize ait bir dinlenme, dua ve meditasyon mekânına dönüştürebilirsiniz.
Özellikle 10 Ekim günü, Gāyatrī Mantra okumak veya dinlemek de bu geleneğe aşina olanlar için önemli bir çalışmadır. Mantrayı geleneksel okunuşuyla dinlemeyi tercih edin. Öğretmenim Shantala’nın Spotify’daki kaydını tavsiye ederim.
Ay’ın gölge tarafını da hatırlamak

Her gökyüzü yerleşiminin sembolik olarak destekleyici kabul edilen yönleri kadar, farkında olmamız gereken zor tarafları da vardır.
Ay’ın Satürn ile ilişkisi, Yeni Ay fazı ve Hasta Nakṣatra’nın temaları birlikte düşünüldüğünde, bu dönemde kontrol etme ihtiyacımızın artabileceğini, kararsızlık yaşayabileceğimizi veya dikkatimizi toplamakta zorlanabileceğimizi düşünüyorum.
Böyle zamanlarda her şeyi hemen çözmeye çalışmak yerine biraz yavaşlamak faydalı olabilir. Mümkünse önemli kararlar için kendinize düşünme alanı tanıyın. Bir karar vermeden önce yürüyüşe çıkmak, temiz hava almak veya kısa bir süre sessiz kalmak düşüncelerinizi berraklaştırabilir.
Fazla sosyalleşmek ya da sürekli konuşmak yerine, zaman zaman kendi alanınıza çekilmeyi deneyebilirsiniz. Bu, insanlardan uzaklaşmak değil; kendi ihtiyaçlarınızı daha iyi duyabilmek için kendinize alan açmaktır.
Ay büyümeye başlarken, size iyi gelen insanlarla bir araya gelmeyi de unutmayın. Özellikle kadınlarla vakit geçirmek, birlikte üretmek, gülmek, eğlenmek ve dans etmek; hayatın yaratıcı ve besleyici tarafıyla yeniden bağ kurmanıza yardımcı olabilir.
Bütün bu pratiklerin amacı kendimizi katı kurallara sokmak değil, yaşamla ilişkimizi daha bilinçli hâle getirmek.
Atalarımızı hatırlamak, ellerimizle güzel bir şey yaratmak ve içimizdeki yaratıcı güce alan açmak… Belki de bu Yeni Ay’dan Navarātri’ye uzanan dönemi anlamlı kılmanın en sade yolu budur.
Hepimize ışık olmasını dilerim.
Sevgimle,
Berrin



Yine dolu dolu bir post, ne kadar özel bir zamandan geçiyoruz ✨ Bu zamanın işaret ettiklerinin farkında olmak gün içinde ipuçlarını yakalamama yardımcı oluyor; ritüellerimi zamana adapte etmek bana güç veriyor ve zamana yerleştiğimi hissettiriyor. Her Yeniay ve Dolunay'da bizlere bu pencereyi açtığın için çok teşekkürler Berrincim, eline gözüne ruhuna sağlık 🙏